AH İNSANCIK İNSANCIK

Bugün kimseyle konuşmadın. İnsanlar anlamsız gözlerle önünden geçerken onlardan kaçtın. Bu kadar duygusuz olmaları seni çok ürpertti. Ne olmuştu bu insanlara? Gülmüyor, ağlamıyor, sinirlenmiyor hiç, hiç tepki vermiyorlardı.  Bir an önce evine ulaşabilmek için hızlı adımlarla yürüyordun ama evde ne olacaktı ki? Seni bekleyen, seni özleyen kimse yoktu o evde. Koskoca bir yalnızlığın kollarına koşabilmek için miydi bu acele? Adımların tekrar yavaşlarken etrafına baktın. Bir mezarlığın kenarındaydın. Sanki gök bu anı bekliyor gibi ağlamaya başladı. Bu neydi? Bir mesaj mı? Oraya girme mi diyordu? Sen, burnunun dikine giden insanoğlu, verdiğim mesajı yine anlamadın. Karanlıkta, mezarların üstünde uçuşan sinekler yüzüne, kollarına, vücudunun tüm açık yerlerine çarparken seni kaşındırıyor, muazzam derecede rahatsız ediyordu. İkinci uyarımı da anlamak istemedin. İlerledikçe ilerledin. Senin sorunun buydu işte. Anlamıyordun. Anlamıyorsan anlaşılmayı nasıl bekleyebilirdin ki? Ne kadar bencildin? Bu dünyaya yakışıyor muydun gerçekten? Bak hala uslanmadın. Aklında işin, okulun, aşk hayatın var. Anlamıyorsun insanoğlu. Bir şeyleri anladığın zaman her şeyin çözüleceğini anlamıyorsun. Bile bile ateşe yürürken sana yardım etmemi nasıl bekliyorsun ki? Sana verdiğim üçüncü uyarıyı da kaçırdın ve bu senin sonunu hazırlayacak olaydı. Canın bu düşüncelerden daha mı önemsizdi? Kenarda dikilip sana sırıtarak bakan gölgeyi nasıl da görmedin? Oysa ben seni korumak için görünmez olmasını yasak etmiştim. Derinden gelen bir ağlama sesi duydun. Bir kadın sesi. Kendini parçalarcasına ağlıyordu. İlk defa kendinden başka bir şey düşündün. Ama bu iyi niyetten değil meraktandı. Sesin kaynağını büyük bir titizlikle aradın ve en sonunda buldun. Bir kadın küçük bir mezarın başında yırtınırcasına ağlıyordu. Mezardaki ölü onun çocuğu mu diye düşündün ufak beyninde. Doğru düşündün. İçinde acıma ve merhamet duygusu oluştu ve titreyen elini kadının omzuna koydun ve bir adım daha yaklaştın. Kadın sana dönmedi. Dönmemeliydi. Çünkü ben böyle olmasını istedim. Ona üstten baktığın için neyle uğraştığını görebildin. Bir hayvan kafası … domuz muydu o? İğneler batırıyor ve çığlıklarının arasından bir şeyler mırıldanıyordu. Kötü hissetmeye başladın. Uzanma ihtiyacı hissettin. Nerde olduğun önemli değildi sadece uzanmalıydın. Yere uzandın ve gökyüzüne baktın. Yağmur şiddetlenmişti. Görüşün yarı yarıya kesilirken çakan şimşekleri gördün. Bu sana sona yaklaştığını tam anlamıyla hissettirdi. Kadın yavaşça sana döndü. Yüzündeki korkutucu sırıtışla tam gözlerinin içine baktı. Bir insanın gözleri boşluğu bu kadar anımsatabilir miydi? Bir gülüş insanın içine bu kadar karanlığı empoze edebilir miydi? Edebiliyormuş. Tıpkı senin bir zamanlar yaptığın gibi. Yaptıklarının karşılıksız kalacağını mı düşünüyordun? Kadın yavaşça yerinden kalktı ve yanına geldi. Domuz kafasını göğsünün tam üstüne koyarken kahkaha attı. Sinekler başına üşüşmüştü. Artık daha da rahatsız ediyorlardı çünkü onlar tarafından ısırılıyordun. Gözün mezar taşına kaydı. Gözlerin şokla açılırken başını iki yana salladın. Çığlık atmaya çalışırken sinekler ağzından içeri girdi ve tam kalbine oturdu. Gözlerin yavaş yavaş kapanırken beni gördün. Kollarımı ne olursa olsun sana açtım. Şefkatle açtım. Seni affedebilirim insancık. Seni affedebilirim.

Yorum Yap